Güneşin kızı derlerdi ona ,
O dünyaya uzak dünya da ona uzaktı hep.
Güneşin kızı derlerdi ona,
O sevgiye uzak sevgide ona uzaktı hep.
Güneşin kızı derlerdi ona ama
O ısıtmak değil ,
Kalbini ısıtacak bir güneş arıyordu.
Güneşin kızı derlerdi ona ama
O aydınlatmak değil ,
Gecelerini aydınlatacak bir ay arıyordu.
Güneşin kızı bir gün Gönül Tanrısına yalvardı;
Tanrı bu yalvarışa kayıtsız kalamadı.
Ve bir peri kızı ile haber gönderdi,
De ki , o güneşin kızına ;
Herkese her istediğini hemen vermedim.
Nasıl çiçek açmak için baharı,
Güneş doğmak için sabahı ,
Kelebek uçmak için kozasından çıkmayı,
Bekliyorsa,
O da kalbini yakacak olan aşk ateşi için
Bekleyecek kader çarkının duraklarını.
Kız sabırsızdı ,
Çiçeğin baharı, güneşin sabahı beklemesi kadar ,
Bekleyemezdi.
Gönül Tanrısı Güneşin kızının isteğini yerine getirdi ve
Sevgi oklarını bir bahar günü
Yağdırdı güneşin kızının üstüne.
Güneşin kızı açtı yüreğini ,
Aşk yüreğine doğdu.
Bu sıcaklık ateşe döndü kavurdu yüreğini ,
Esen yele döndü aklını başından aldı ,
Sele döndü damla damla aktı gözlerinden.
Aşk sarhoşu olmuştu güneşin kızı ,
O sarhoşlukla anlatamadı sevgisini ,
Ay'ın oğluna .
Ayın oğlu diyordu ona ,
O güneşe uzak güneşte ona uzaktı hep.
Ayın oğlu diyordu ona ,
O sevgiye uzak sevgide ona uzaktı hep.
Hiç bir şey söyleyemeden ,
Ayrıldı Güneşin kızı Ayın oğlundan.
Ve sonra Gönül Tanrısının sözü geldi aklına
Bekleyememişti,
Çiçeğin baharı
Güneşin sabahı beklemesi gibi..
Harcamıştı sevdasını sabırsızlığına.
Yüreğindeki ateşle hep bekledi ay'ın oğlunu
Kaç bahar daha bekleyeceğini bilemeden …
Yangınlardaki yüreği ile yalnız ama umutlu.
Güneşin kızı derlerdi ona ,
O dünyaya uzak dünya da ona uzaktı hep.
Güneşin kızı derlerdi ona ,
O sevgiye uzak sevgide ona uzaktı hep.
1938 - 26 Nisan 2006. Erzincan’ın Ulalar köyünde doğdu. 1939’daki Erzincan depreminde babası öldü. Çok küçük yaşlarda bağlama öğrenmeye başladı. Potim İsmail Dede ve Emin Tabak Dede’den ilk bağlama dersleri aldı. İlkokuldan sonra maddi olanaksızlıklar nedeniyle öğrenimi sürdüremedi. Yaşamını sağlayabilmek için değişik işlerde çalıştı. Ancak müzikle bağını hiç koparmadı. İlk gençliğinde İstanbul’a giderek dönemin birçok ünlü halk müziği isimleriyle tanıştı ve kendini geliştirdi. Askerlikten sonra müzik ve bağlama bilgisini pekiştiren Çiçek, 1954 yılında Muzaffer Sarısözen tarafından beğenilince Ankara Radyosuna girdi. Bir süre burada çalıştıktan sonra, görevini 1960’dan sonra da İstanbul Radyosunda sürdürdü. Radyoda çalıştığı dönemde yaklaşık 400 türküyü seslendiren ve geniş dinleyici topluluklarına ulaşan Ali Ekber Çiçek, kendinden sonra birçok bağlama ve ses sanatçısını etkiledi. Derlediği ya da bestelediği türkülerin birçoğu halk müziğinin klasikleri arasında yeri aldı. Hakkında bir de belgesel hazırlanan Ali Ekber Çiçek, Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser ve seminere katıldı, birkaçı Amerika ve Fransa’da olmak üzere onlarca albüm hazırladı.
Derdim çoktur hangisine yanayim Yine tazelendi yürek yarasi Ben bu derde nerden derman bulayim Meger şah elinden ola çaresi
sitani inceliyorum yavaş yavaş sivas katliamı bölümüne baktım. o kadar çok devrimci, demokrat alevi geçinen gençler var ki ama ne yaptıklarına gelince sadece internetin chat sayfalarında arkadaş bulma derdindeler. ellerinin altında ki bilgi makinesinide zamana uydurup boş işlerde kullanıyorlar. bu tür sayfalara destek vermek bişeyler katmak akıllarının ucundan bile geçmiyor. ali ekber çiçeğin ölüdüğüne üzülen alevi gençler nerede. yazık demekten başka birşey gelmiyor elimden. eline sağlık. yüreğine sağlık. duyarlı bir siten var gerçekten