Ayak üstü sohbetler…
Ayak üstü sohbetler…
Ne çok severiz onları!...
Bir zamanlar sadece maç yorumları yapılırdı ayak üstü; öğlen araları, elimizde sigaramız yada tavşan kanı çayımız eşliğinde…
Sohbetçi 1 - O, düpe düz penaltıydı.
Sohbetçi 2 - Olur mu ya ne penaltısı, hakem satılmış… O maçta, başka bir hakem olsaydı kesin bizim takım kazanırdı!
Sonraları ülke sorunlarımızı da ayak üstü tartışır ve çözer olduk…
Bilimsel bilgi ve veriye dayanmayan kısa ama bir o kadarda çözüme götüren sohbetlerdi bunlar…
Bu tür sohbetler esnasında keşke siyasilerden biri de aramızda olsa diye aklımdan çok geçirmişimdir. Ne de olsa ayak üstü sohbetçilerine göre siyasiler çözüm üretemiyorlardı, hazır çözümler üretilmişken not alsalardı ya!
Sonraları inançlar da buna dahil oldu. Yine bu ayak üstü sohbetçiler tarafından inançlar eleştirildi, haklı yada haksız bulundu. Hem de inancın (kul ile Tanrı arasında) bireysel yaşanması gerektiği hiçe sayılarak. Ayak üstü fetvalar verilir oldu…
***
İki kişi aralarında konuşuyor:
Sohbetçi 1 - Az önce haberlerde izledim. Hamile bir kadın menenjit olmuş, beyin ölümü gerçekleşmiş, duydun mu?
Sohbetçi 2 - Evet, duydum o haberi. Ayak üstü kanalları değiştirirken karşılaştım. Kadının beyin ölümü gerçekleşmiş ama çocuk hala yaşıyormuş. Bebeğin sağlıklı doğması için 28 haftayı doldurması gerekiyormuş. Sonrasını dinlemedim...
Sohbetçi 1 - Evet, kadını bebeğin sağlıklı doğması için yaşatmaya çalışıyorlar ama baba bebeğin doğmasını istemiyormuş.
Sohbetçi 2 - Neden ?
Sohbetçi 1 – Kadının günlük hastane masrafı 1000ytl’miş. Masrafları hastane karşılayacakmış, sebebi bu değil. Adam asgari ücretliymiş, “ben nasıl bakarım bu bebeğe bu maaşla” diyor.
Sohbetçi 2 - Eee… adam haklı, hem de annesi olmadan bir bebeğe nasıl bakacak? Anneyle birlikte bebeğin de yaşamı son bulmalı bence…
Sohbetçi 1 - Olur mu ya! Bir candan bahsediyorsun? Ölüme terk etmek!
Yine ayaküstü bir sohbet ve yine çözüm bulundu… Hem de kanunlar, etik kuralları, bebeğin yaşama hakkı… hiçe sayılarak.
(Bu sohbet bugün minibüste kulak misafiri olduğum bir habere aitti)
***
Bizler neden her konunun uzmanıyız ya da kendimizi uzman olmak zorunda hissediyoruz.?
Çok zeki olduğumuzdan mı?
Her an bizi kandırabilecek birilerinin varlığından korktuğumuzdan mı?
Yoksa birşeyler üzerine yorum yapıyor olmakla egomuzu mu tatmin etmeye çalışıyoruz?
***
Öğlen yemeklerinde birkaç arkadaş bir araya geldiğimizde konu hemen ülke sorunlarına kayıyordu. Bir gün arkadaşlardan biri bize dedi ki:
“ Siz nasıl kızlarsınız şaşıyorum size, diğerleri gibi yeni aldığınız elbiselerden, saçınızın renginden/nerede kestirdiğinizden bahsedin yada ne bileyim bir kız arkadaşınızı çekiştirin, hayat bunlardan ibaret aslında… “
O gün bu söze gülüp geçmiştim; ama, şimdi düşünüyorum da aslında tüm eleştirmelerime rağmen zamanla bende bir ayak üstü sohbetçisi olup çıkmıştım…
Yanlış giden birşeyler var ve çözüm üretmek mi istiyorum? Bunlar için uygun platformlar var zaten.
İşin kolayına kaçmak neden?
***
Ayak üstü sohbetlerini işin kolayına kaçmak olarak değerlendirdim ama…
Yanlış hatırlamıyorsam bu ayak üstü sohbetilerden biri de Başbakanımız ile Bush arasında gerçekleşmişti.
Neden böyle bir görüşme türünün gerçekleştiğini/tercih edildiğini hatırlamıyorum ama işin uzmanı (sadece yermek adına yazdım) olarak şunu diyebilirim ki “konu her ne idi ise kesin çözüme kavuşmuştur"… :)))
Esenlikler,
Esen ŞAHİN
|